LGBT Aseksüel Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme
Aseksüellik, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim spektrumunun çok katmanlı yapısı içinde, sıklıkla göz ardı edilen bir kimlik olmuştur. Özellikle LGBT+ hareketinin ivme kazandığı son yıllarda, aseksüel bireyler hala çoğu zaman yanlış anlaşılmakta ve dışlanmaktadır. Peki, LGBT aseksüel ne demek? Bu yazıda, aseksüel kimliği toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden inceleyecek ve kendi günlük yaşamımda, İstanbul sokaklarında gözlemlediğim örneklerle bu konuyu daha derinlemesine tartışacağım.
Aseksüellik Nedir?
Aseksüellik, cinsel çekim duymama hali olarak tanımlanabilir. Aseksüel bireyler, genellikle cinsel ilişki kurmaya veya cinsel çekim hissetmeye ihtiyaç duymazlar. Bununla birlikte, aseksüellik, sadece cinsel çekimin yokluğu değil, aynı zamanda cinsellik ile ilgili hislerin, düşüncelerin ve davranışların spektrumunu kapsayan bir kimliktir. Aseksüel olmak, bir kimsenin kendisini cinsel olarak ilgisiz hissetmesi anlamına gelmez; bazı aseksüel bireyler romantik ilişkiler yaşayabilirken, bazıları yalnızca platonik ilişkiler tercih ederler.
LGBT Aseksüel Ne Demek? LGBT+ Hareketi İçindeki Yeri
LGBT+ hareketi, lezbiyen, gey, biseksüel, transgender ve diğer cinsel yönelim ve kimlikleri kapsayan bir topluluk olarak, farklılıkları kutlama ve kabul etme amacını taşır. Aseksüel bireyler de bu hareketin bir parçası olarak kendilerini tanımlarlar. Ancak, LGBT+ hareketi içindeki aseksüel kimlik, bazen göz ardı edilebilmektedir. Bu durum, aseksüel kimliğin, diğer cinsel yönelimler gibi açıkça görünür olmaması ve toplumda cinsellik üzerine baskın normların olması nedeniyle ortaya çıkar.
Aseksüel bireylerin, cinsel çekim duymamaları toplumsal beklentilerle çelişebilir. Sokakta, toplu taşıma araçlarında ya da işyerlerinde, çoğu zaman cinsellik ve ilişkiler üzerine yapılan konuşmalar bir norm gibi kabul edilir. Bu noktada, aseksüel bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ve heteronormatif yapıya uymaması, onları dışlayan bir ortam yaratabilir. Bu dışlanma, bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak gerçekleşir; çünkü insanların cinsellik üzerinden birbirleriyle ilişki kurma biçimi, çoğu zaman homojen bir beklentiye dayanır.
Toplumsal Cinsiyet ve Aseksüellik: Birbirini Anlamayan Bir İlişki
İstanbul’da sokakta yürürken, kafelerde, toplu taşıma araçlarında, hatta işyerinde bile, çoğu zaman insanların ilişkiler üzerine sohbetlerini duyabiliyorum. Cinsellik, genellikle en temel bir konu olarak gündeme gelir; “Ne zaman evleniyorsunuz?”, “Bir sevgili buldun mu?”, “Artık çocuk yapma zamanı!” gibi ifadeler, toplumsal cinsiyet normlarının ne kadar baskın olduğunun göstergesidir. Bu tür konuşmalar, özellikle aseksüel bireyler için birer sınav olabilir. Toplum, cinsellik ve ilişki kurma üzerinden bir kimlik inşa etmeye o kadar odaklanmıştır ki, aseksüel bireylerin bu normlara uymadığı durumlarda, çoğu zaman anlaşılmadıkları gibi dışlanma ve yalnızlık hissine kapılabilirler.
Toplumsal cinsiyetin en belirgin özelliklerinden biri, kadın ve erkek rollerinin belirgin olmasıdır. Erkeklerin güçlü, kadınların ise duygusal ve romantik yönleri öne çıkarması beklenir. Aseksüel bireyler, bu normlara uymadıklarında, “ne zaman evlenirsin?” gibi sorularla sık sık karşılaşabilirler. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak, işyerinde bir arkadaşımın, sürekli olarak “Sevgilin var mı?” gibi sorular sorması beni rahatsız etmişti. Çünkü ben, cinsellik ve ilişkiler üzerinden tanımlanmayan bir kimliğe sahiptim, ama bu kimlik sürekli olarak göz ardı ediliyordu.
Çeşitlilik ve Aseksüellik: Kimliklerin Çatışması
Çeşitlilik, bir toplumun en değerli unsurlarından biridir. Farklı cinsel kimlikler, yönelimler ve yaşantılar, bir toplumun sağlıklı ve kapsayıcı olabilmesinin temel taşlarındandır. Ancak, cinsel yönelim ve kimlikler arasındaki çeşitlilik, maalesef çoğu zaman sadece teorik bir düzeyde kabul edilmekte, pratikte ise birçok birey için gerçek bir eşitlik sağlanamamaktadır.
Aseksüel bireylerin kimlikleri de bu çeşitliliğin bir parçasıdır, ancak bazen bu kimlik, diğer cinsel yönelimler gibi kolayca kabul edilmez. İstanbul’da, özellikle daha geleneksel ve büyük kalabalıkların olduğu bölgelerde, aşırı heteronormatif bir kültür hakimdir. Bu tür toplumsal yapılar, aseksüel bireylerin kimliklerini bulundukları çevreye açıklama gereksinimini arttırır. “Seks yapmıyor musun?” gibi sorular, bana sıkça yöneltilen ve bana göre sınırlayıcı bir bakış açısını yansıtan sorulardır. Çeşitliliğin kucaklanması için her bireyin deneyiminin dinlenmesi gerektiğini savunuyorum, ama toplumsal yapılar, bu farklılıkları çoğu zaman göz ardı edebiliyor.
Sosyal Adalet ve Aseksüellik: Ayrımcılık ve Farkındalık Eksikliği
Sosyal adalet, her bireyin eşit haklara sahip olması gerektiğini savunur. Fakat LGBT+ ve aseksüel bireyler, bu eşitlikten her zaman faydalanamayabiliyorlar. Aseksüel bireylerin deneyimleri de bu adaletsizlikten nasibini alır. Toplumun, bir kişinin kimliklerinden ve cinsel yönelimlerinden yola çıkarak onu ya onayladığı ya da dışladığı bir sistemde, aseksüel kimlikler genellikle dışlanır ve küçümsenir.
İstanbul’da toplumsal cinsiyet normlarına ve heteronormatif yaklaşımlara karşı bir direnç gördüğüm yerler genellikle sivil toplum kuruluşlarında oluyor. Burada, daha geniş bir anlayışla toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet üzerine çalışmalar yapılıyor. Ancak, sokakta, işyerinde ya da arkadaş ortamlarında hâlâ çoğu insan, aseksüel kimliği yeterince anlamıyor ve kabul etmiyor. Aseksüellik, hâlâ toplumun büyük bir kısmı tarafından “eksiklik” olarak görülüyor. Bu tür anlayışlar, aseksüel bireyler için büyük bir ayrımcılığa yol açabilir.
Sonuç: Aseksüellik ve Sosyal Değişim
Aseksüel kimliği anlamak, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin daha kapsayıcı ve adil bir hale gelmesine yardımcı olabilir. Her bireyin kimliği ve cinsel yönelimi, toplumun genel normlarına uymak zorunda değildir. Aseksüel bireylerin deneyimlerinin daha çok görünür olması, farkındalık yaratmak ve toplumsal kabul sağlamak adına büyük bir adım olacaktır. Özellikle toplumsal normların ve cinsellik üzerine kurulan baskıların dışında, kimliklerini özgürce ifade edebilen bir toplum inşa etmek, hepimizin sorumluluğudur.