Biçimsellik Nedir? Edebiyat ve Siyaset Bilimi Perspektifinden Analitik Bir Bakış
Siyasetin ve toplumsal düzenin biçimi, hepimizin yaşamında derin izler bırakır. Bir toplumda neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veren, hangi ideolojilerin yükseldiğine ve hangi güç yapılarını oluşturduğuna dair her düşünce, en nihayetinde güç ilişkileri ve toplumsal biçimler üzerinden şekillenir. Peki, bu toplumsal biçimlerin kökeninde ne yatar? Biçimsellik, hem edebiyat hem de siyaset bilimi bağlamında, bir tür dışavurumdur. Ancak, biçim ile içerik arasındaki ilişkiyi doğru anlamadan, toplumsal düzeni anlamak mümkün müdür?
Edebiyatın ve siyaset biliminin kesiştiği noktada, biçimsellik kavramı yalnızca bir yazınsal teknik değil, aynı zamanda iktidar ilişkilerinin, kurumların, ideolojilerin ve yurttaşlık anlayışının nasıl şekillendiğine dair bir analiz aracıdır. Burada sorulması gereken temel soru şu olabilir: Biçimsel yapıların, toplumsal gerçekliklerin yansıması olarak işlevi nedir? Sadece siyasi yapıları şekillendiren değil, aynı zamanda onları anlamlandıran biçimler üzerine düşünmek, özellikle günümüzün ideolojik tartışmalarında oldukça önemli bir yer tutar.
Biçimsellik ve İktidar İlişkileri
Siyasi gücün nasıl kurulduğunu, hangi ideolojilerin meşruiyet kazandığını ve iktidarın nasıl sürdürüldüğünü anlamadan, biçimsellik kavramını tam olarak kavrayamayız. Biçimsel yapıların, toplumsal ilişkileri düzenleme biçimi, siyaset biliminin önemli konularından birisidir. Form, yalnızca fiziksel bir yapıyı değil, aynı zamanda bir toplumda egemen olan normları ve değerleri de yansıtır. Devletin, hükümetin ve kurumsal yapıların biçimi, toplumsal yapının nasıl işlediğini ve bu yapılar içinde bireylerin nasıl konumlandığını belirler.
Daha basit bir ifadeyle, biçimsellik, toplumda var olan güç ilişkilerinin yansımasıdır. Örneğin, bir ülkede hukukun üstünlüğü ilkesi, iktidarın bir biçimidir. Bu hukuk, bireylerin devlet karşısındaki haklarını, özgürlüklerini ve eşitliklerini korur. Ancak bu hukuk, yalnızca bir metin veya yasalar zinciri olarak kalmaz; onun uygulanış biçimi, toplumsal katılım ve meşruiyet anlayışıyla doğrudan ilişkilidir. Burada “biçimsel” olarak değerlendirilen şey, aslında toplumun kabul ettiği ve içselleştirdiği güç yapılarını ifade eder.
Bu güç ilişkilerinin, biçimlerin üzerinden okunması, özellikle demokratik bir toplumda hayati öneme sahiptir. Demokrasi yalnızca bir siyasi sistem değil, aynı zamanda sürekli bir biçimsel ve toplumsal mücadelenin de adıdır. Demokrasi, her ne kadar kurumsal bir biçim olarak var olsa da, bu biçimi içselleştiren yurttaşların katılımı ile gerçek anlamını bulur.
Biçim ve Demokrasi: Kurumlar Arasındaki Denge
Demokrasi, kendini en iyi biçimde kurumsal yapılar üzerinden gösterir. Temel kurumlar – yasama, yürütme ve yargı – toplumdaki güç ilişkilerinin nasıl dağıldığını belirler. Ancak bu kurumların biçimi, sürekli bir dönüşüm sürecinde yer alır. Bir toplumun demokrasi anlayışı ne kadar köklü ve yerleşikse, biçimsel yapıları o kadar sağlam olur. Günümüzde yaşanan birçok siyasal kriz, bu biçimsel yapılar arasındaki denetim eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Özellikle meşruiyet meselesi, biçimsel yapılarla doğrudan ilişkilidir. Hükümetin meşruiyeti, sadece seçimlerle belirlenen siyasi bir zaferin sonucu değildir; aynı zamanda o hükümetin toplumda yaydığı ideolojik biçimlerle de şekillenir. Hükümetler, halktan yalnızca “oy” almazlar; aynı zamanda onlardan “güven” ve “meşruiyet” de alırlar. Bu güven, yasaların uygulanma biçimiyle, halkın gündelik yaşamında hissedilen eşitlikle ve devletin doğru şekilde işleyişiyle sağlanır.
Birçok demokratik toplumda, seçilen hükümetlerin meşruiyetini kaybetmesi, toplumun biçimsel yapılarında bir çöküşe işaret eder. Kurumsal erozyon yaşandığında, yurttaşlar kendi katılımlarını sorgulamaya başlar ve bu da toplumsal düzenin bozulmasına yol açar. Bu bağlamda biçimsel yapılar, sadece yasal bir düzeni temsil etmez, aynı zamanda toplumsal katılımın bir göstergesidir.
Biçimsellik ve İdeolojiler: Güçlü Bir Yapının Yansıması
İdeolojiler, toplumsal düzenin biçimini şekillendiren diğer önemli faktörlerden birisidir. Biçimsellik, ideolojilerin siyasal ve toplumsal yapılara nasıl sızdığı ve bu yapıları nasıl dönüştürdüğü hakkında da önemli bir analiz aracıdır. Her ideoloji, toplumda belirli bir toplumsal yapıyı yansıtan bir biçim oluşturur. Bu biçim, ideolojinin kökenlerini ve nasıl işlerlik kazandığını anlamada temel bir ipucudur.
Kapitalizm, sosyalizm veya milliyetçilik gibi ideolojiler, sadece toplumsal yapıyı tanımlayan düşünceler değildir; aynı zamanda o toplumu biçimlendiren güçlerin de ürünüdür. Kapitalizmin biçimsel yapıları, iş gücünün ve üretim ilişkilerinin nasıl düzenlendiğini gösterir. Kapitalist toplumlar, ekonomik özgürlükleri vurgularken, bu özgürlükleri düzenleyen kurumsal yapıları da oluşturur. Bu kurumsal yapılar, sınıf ilişkileri üzerinden okunduğunda, kapitalizmin en güçlü biçimsel yansıması olduğu anlaşılır.
Sosyalist ideolojiler ise, kolektivizm ve eşitlik gibi değerlerle biçimlenir. Bu ideolojilerin biçimsel yansıması, genellikle devletin güçlü bir müdahalesi ve ekonomik düzenin yeniden yapılandırılmasıdır. Örneğin, Sovyetler Birliği’nin kurduğu sosyalist sistem, sadece ideolojik bir düşünceye dayalı değil, aynı zamanda biçimsel bir güç yapısının ürünüydü.
Yurttaşlık, Katılım ve Toplumsal Biçim
Biçimsel yapıların toplumsal katılımla olan ilişkisi, yurttaşlık kavramı üzerinden daha da derinleşir. Yurttaşlık, bireylerin bir toplumda aktif bir şekilde yer aldığı, haklarını kullandığı ve sorumluluklarını yerine getirdiği bir statüdür. Demokrasi, ancak yurttaşların aktif katılımıyla anlamlı hale gelir. Ancak bu katılım, genellikle toplumsal biçimlerin ne kadar açık ve erişilebilir olduğuna bağlıdır.
Örneğin, katılım meselelerinin biçimi, genellikle o toplumdaki sosyal, kültürel ve ekonomik yapılar tarafından şekillendirilir. Bir toplumda sosyal eşitsizlikler ne kadar belirginse, yurttaşların katılımı da o kadar sınırlıdır. Bu sınırlamalar, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ideolojik ve kültürel engellerle de ilgilidir. Bu yüzden biçimsel yapılar, sadece toplumsal ilişkileri değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri de yansıtır.
Güncel Siyaset ve Biçimsel Yapılar
Günümüzdeki pek çok siyasal olay, biçimsel yapıların ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Hem demokratik toplumlarda hem de otoriter rejimlerde, biçimsel yapılar arasındaki çatlaklar, toplumsal düzeni tehdit eder. Özellikle meşruiyet ve katılım konuları, demokrasilerin en temel meseleleri olarak ön plana çıkmaktadır.
Sonuç olarak, biçimsellik sadece bir siyasi düzenin değil, aynı zamanda bu düzenin içindeki toplumsal ilişkilerin de bir yansımasıdır. Biçimsel yapılar, toplumsal gerçekliklerin yansımasıdır; ancak bu yapıların sürdürülebilmesi için toplumun bu yapıları içselleştirmesi ve aktif bir şekilde katılması gerekir. Her biçimsel yapı, bir toplumda güç ilişkilerinin nasıl düzenlendiğini ve bu ilişkilerin meşruiyet kazanma biçimlerini gösterir. Peki, bu biçimsel yapılar, daha adil ve katılımcı bir toplum yaratmak adına nasıl dönüştürülebilir?